SEYYİD HÜSEYİN GAZİ VE OĞLU SEYYİD BATTAL GAZİ
Tarihî Kimlik, Soy Anlatıları ve Alevi-Bektaşi Hafızası
Cengiz YILDIRIM
Tarihçi-Yazar
YouTube:@yazarcengizyildirim
Ankara / Türkiye
Bu makale, 23 Ekim 2026 tarihinde Malatya İnönü Üniversitesinde sunduğum bildirinin, “Seyyid Hüseyin Gazi ve Battal Gazi” adlı kitabımdan yaptığım eklemelerle genişletilmiş biçimidir.
Öz
Bu makale, Seyyid Hüseyin Gazi ve oğlu Seyyid Battal Gazi etrafında oluşan tarihî, menkıbevî ve kültürel birikimi üç mesele üzerinden incelemektedir. Bunlar ailenin Medine kökeni ve Hz. Ali soyuna mensubiyeti, Hüseyin Gazi ile Battal Gazi arasındaki baba–oğul ilişkisi ve Anadolu geleneğinde Cafer adıyla anılan kahramanın Emevî kumandanı Abdullah el-Battal ile ilişkisidir. Çalışmada Tercüme-i Ravzatü’l-Ahbâb, Battalnâme geleneği, Seyahatnâme ve Velâyetnâme hakkında aktarılan bilgiler; modern araştırmalar, şecereler, ziyaret anlatıları ve Alevi-Bektaşi şiirleriyle birlikte değerlendirilmektedir. Benim temel tezim, Hüseyin Gazi’nin oğlu Cafer’i Abbâsîler dönemine yerleştiren anlatıların, 740 yılında öldüğü kabul edilen Abdullah el-Battal’dan ayrı bir şahsiyetin hatırasını taşıyabileceğidir. Bu tez, birbirinden farklı kaynak türlerinin tanıklık düzeyleri gözetilerek tartışılmaktadır. Menkıbelerdeki soy ve zaman bilgileri doğrudan biyografik kanıt sayılmamakta; bununla birlikte Anadolu’daki seyyidlik, gazi-erenlik ve ocak hafızasını anlamak bakımından değerlendirilmektedir. İnceleme, baba–oğul bağının ve Ehl-i Beyt mensubiyeti anlatısının kültürel hafızada güçlü biçimde yaşadığını; ayrı tarihî şahsiyetler tezinin ise bu çalışmada değerlendirilen anlatılara dayalı bir yorum olduğunu göstermektedir.
Anahtar kelimeler: Seyyid Hüseyin Gazi, Seyyid Battal Gazi, Abdullah el-Battal, Battalnâme, Alevilik-Bektaşilik, seyyidlik, kültürel hafıza.
Abstract
This article examines the historical, hagiographical, and cultural traditions surrounding Seyyid Hüseyin Gazi and his son Seyyid Battal Gazi through three questions: the family’s reported origins in Medina and descent from Ali; the father–son relationship between Hüseyin Gazi and Battal Gazi; and the relationship between the hero known as Cafer in Anatolian tradition and the Umayyad commander Abd Allah al-Battal. Accounts attributed to Tercüme-i Ravzatü’l-Ahbâb, the Battalnâme tradition, Seyahatnâme, and Velâyetnâme are considered alongside modern studies, genealogies, pilgrimage narratives, and Alevi-Bektashi poetry. The author’s central thesis is that narratives placing Cafer, the son of Hüseyin Gazi, in the Abbasid period may preserve the memory of a figure distinct from Abd Allah al-Battal, who is generally understood to have died in 740. This proposition is discussed with attention to the different evidentiary capacities of the sources. Genealogical and chronological information in hagiographical narratives is not treated as direct biographical proof, but is examined for its significance in Anatolian memories of prophetic descent, warrior sainthood, and ocak lineages. The study concludes that the father–son relationship and affiliation with the Prophet’s family remain prominent in cultural memory, while the hypothesis of distinct historical figures remains an interpretation based on the narratives considered in this study.
Keywords: Seyyid Hüseyin Gazi; Seyyid Battal Gazi; Abd Allah al-Battal; Battalnâme; Alevism and Bektashism; prophetic descent; cultural memory.
-
Giriş
Seyyid Hüseyin Gazi ve oğlu Seyyid Battal Gazi, Anadolu’da askerî kahramanlık ile velâyetin aynı şahsiyet çevresinde anlam kazandığı gazi-eren geleneğinin önemli temsilcileridir. Malatya merkezli mücadele anlatıları, Ankara ve Seyitgazi’deki ziyaret merkezleri, farklı şehirlerdeki makamlar ve âşıkların şiirleri, bu iki ismi birbirine bağlayan geniş bir hafıza alanı meydana getirmiştir. Bu alanın araştırılması, hem tarihî kimliklerin hem de toplumların geçmişle kurdukları ilişkinin anlaşılmasına katkı sunmaktadır.
Anadolu’nun İslamlaşması tek bir sefer veya tek bir kahramanın faaliyetiyle açıklanabilecek bir süreç değildir. Buna karşılık halk anlatıları uzun mücadele dönemlerini belli isimlerde toplar. Bu çalışmada Seyyid Hüseyin Gazi ile Seyyid Battal Gazi’nin tarih ve inanç dünyasındaki önemlerini bu bağlamda ele alıyorum. Onlara atfedilen adalet, yiğitlik ve irşat vasıfları, tarihî hadiseler kadar bu hadiselerin sonraki kuşaklar tarafından nasıl anlamlandırıldığını da göstermektedir.
Bu çalışmanın hareket noktası, Anadolu geleneğinde Seyyid Hüseyin Gazi’nin oğlu Cafer olarak tanıtılan Seyyid Battal Gazi’nin, Emevî kumandanı Abdullah el-Battal ile her bakımdan özdeş kabul edilmesinin yeniden tartışılması gerektiği düşüncesidir. Medine’den Kûfe’ye ve Malatya’ya uzanan soy anlatısı, baba–oğul bağını kuran metinler ve Abbâsî dönemine işaret eden tarihlendirmeler bu tartışmanın başlıca dayanaklarıdır. Ayrı şahsiyetler tezimi bu dayanaklar üzerinden tartışıyor; her birini kaynak türü ve aktarım bağlamı içinde değerlendiriyorum.
Makale önce kaynak ve yöntem meselelerini ele almakta, ardından soy anlatısı, aile ilişkileri ve kronoloji üzerinde durmaktadır. Hüseyin Gazi’nin ziyaret yerleri, Battal Gazi Külliyesi, Bektaşi menkıbeleri, ocak geleneği ve şiirler ise tarihî kimlik tartışmasını Anadolu’daki kültürel devamlılıkla ilişkilendirmektedir. Böylece biyografi kurma çabası ile inanç hafızasını anlama çabası aynı inceleme içinde, fakat farklı kanıt ölçüleriyle yürütülmektedir.
Bu incelemenin temel sorusu, anlatılardaki ad, soy ve dönem farklılıklarının nasıl yorumlanacağıdır. Bu farklılıklar bağımsız bir kişinin varlığına işaret edebileceği gibi, destanın farklı dönemlere ait olayları aynı kahraman çevresinde birleştirmesiyle de açıklanabilir. Çalışmada bu iki ihtimal, eldeki kaynakların sınırları içinde tartışılmaktadır.
-
Kaynaklar ve Yöntem
Çalışmanın kaynaklarını erken İslam tarihçiliğine yapılan atıflar, menkıbevî eserler, seyahat anlatıları, modern araştırmalar ve şiir örnekleri oluşturmaktadır. Bu malzemenin tamamı aynı dönemde üretilmediği gibi aynı soruya da cevap vermemektedir. Keza, bir savaşın tarihi, bir soy zincirinin aktarılışı ve bir türbenin ziyaret edilme biçimi, farklı araştırma yöntemleri gerektirir.
İbn A‘sem’in Kitâbü’l-fütûh’u[1] ile Taberî’nin tarihi,[2] Abdullah el-Battal hakkındaki kayıtlar bakımından anılmaktadır. Buna karşılık Tercüme-i Ravzatü’l-Ahbâb[3] ve Battalnâme çevresindeki bilgiler, Hüseyin Gazi ailesinin seyyidliği ve Cafer’in kahramanlıkları hakkındaki anlatıların izlenmesini sağlamaktadır. Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’si,[4] kendi çağındaki ziyaret ve kabul biçimleri açısından; Hacı Bektaş Veli Velâyetnâmesi[5] ise Bektaşi hafızasında Battal Gazi’nin konumu açısından önem taşımaktadır.
Şiirler, kahramanın hangi değerlerle anıldığını ve toplumsal aidiyetin nasıl ifade edildiğini gösterir. Bir şiirde Bâbek’in veya bir Bizans seferinin anılması, tek başına kahramanın o olaya katıldığını ortaya koymaz. Bununla birlikte bu göndermeler, destanın hangi tarihî mücadeleleri kendi bünyesine aldığını araştırmak için değerlidir. Menkıbenin tarihî eleştiriye tabi tutulması, onun inanç ve edebiyat tarihi bakımından önemini azaltmaz.
-
Medine, Kûfe ve Malatya Ekseninde Aile Anlatısı
Benlizâde Mağnisavî’nin Tercüme-i Ravzatü’l-Ahbâb[6] adlı eserine dayandırılan anlatı, Hüseyin Gazi ailesini Hz. Ali, İmam Hüseyin ve İmam Zeynelâbidin üzerinden Ehl-i Beyt’e bağlamaktadır. Ali el-Medenî, ailenin Medine’den Kûfe’ye ve ardından Malatya’ya uzanan yolculuğunun merkezindeki isimdir.
Anlatıya göre Ali el-Medenî, Emevîlerin Ali evladına yönelik baskıları sebebiyle Medine’de kalamaz ve Kûfe’ye gider. Kûfe’de de baskıların sürmesi sonucu buradan da ayrılarak Malatya’ya ulaşır. Malatya beyi Ziyad, Hz. Ali’ye muhabbet besleyen bir yönetici olarak tanıtılır; Ali el-Medenî’yi iyi karşılar ve kendisine hatiplik görevini verir. Böylece soy anlatısı, zorunlu göç ve yeni bir şehirde dinî hizmet üstlenme motifiyle birleşir.
Anlatıya göre Ali el-Medenî, dört yıl hatiplik yaptıktan sonra vefat eder. Görevi önce oğlu Rebî’ye, onun otuz yıl süren hizmetinin ardından da oğlu Seyyid Ali’ye verilir. Seyyid Ali’nin vefatından sonra oğulları Hasan ve Hüseyin kalır. Hatiplik görevi, güzel sesli bir âlim olarak tanıtılan Hasan’a verilir.[7]
Aynı anlatıda Malatya beyi Ziyad’ın ardından oğlu Numan’ın göreve geldiği ve Hüseyin’i seraskerliğe getirdiği belirtilir. Hüseyin Gazi’nin Bizans hükümdarına karşı kazandığı başarılar, kayserin[8] ondan duyduğu endişe ve korkuyla birlikte aktarılır. Bu ayrıntılar, anlatıda kahramanın askerî kudretini öne çıkarmaktadır.[9]
Hüseyin Gazi’ye bir akından dönüşünde oğlunun doğduğu müjdesi verilir. Emir Numan, çocuğun büyük bir kahraman olacağını söyleyerek adını Cafer koyar. Doğum, halkın katıldığı bir ziyafetle kutlanır. Bu sahne, destan kahramanının daha doğumundan itibaren seçilmiş bir kişi olarak sunulduğunu göstermektedir.[10]
Burada başvurulan menkıbevî aktarımlarda Seyyid Ali, Hüseyin Gazi’nin babası; Cafer ise Hüseyin Gazi’nin oğlu olarak tanıtılmaktadır. Bu anlatılarda aile fertlerinin gaziliği ve seyyidliği öne çıkmaktadır. Bununla birlikte bu kabulün bütün tarih kaynaklarının ortak görüşü olduğu ileri sürülemez.[11]
Medine kökenine yapılan vurgu, makalenin ilk tezini oluşturmaktadır. Bu tezin eldeki metinlerle gösterilebilen yönü, ailenin Anadolu geleneğinde Ehl-i Beyt mensubu olarak hatırlanmasıdır. Soyun tarihî olarak kesintisiz izlenebilmesi, yalnızca bu anlatının tekrarına değil, şecere nüshalarının tarihlerinin, aktarım yollarının ve bağımsız kayıtların karşılaştırılmasına bağlıdır.
-
Seyyidlik Şecereleri ve Nesep Anlayışı
Battalnâme’ye dayandırılan soy aktarımında Hz. Muhammed, Hz. Fâtıma, Hz. Ali, İmam Hüseyin, İmam Zeynelâbidin, Zeydü’l-Envâr, Hüseyinü’l-Ekber, Yahya el-Erdeşir, Muhammedü’l-Erdeşir, Ali el-Medenî, Seyyid Rebî ve Seyyid Ali isimleri anılmaktadır. Hüseyin Gazi ile oğlu Battal Gazi bu aile zincirinin devamında yer almaktadır. Hz. Fâtıma ile Hz. Ali, birbirini izleyen iki kuşak değil, İmam Hüseyin’in annesi ve babasıdır; bu nedenle şecereyi, anne ve baba üzerinden kurulan bağları gözeterek okuyorum. Battalnâme’ye dayandırılan diğer soy listeleri de aynı nesep anlatısı çerçevesinde değerlendirilmektedir.[12],[13]
Mükrimin Halil Yinanç’ta bulunduğu belirtilen nesepnameye dayanan aktarımlarda da Battal Gazi’nin soyu Hz. Ali’ye bağlanmaktadır.[14], Bu çalışmada söz konusu aktarımı, Battal Gazi’nin Hz. Ali soyuyla ilişkilendirildiği nesep geleneği içinde değerlendiriyorum. Buradaki değerlendirmem soy anlatısına ilişkindir; modern etnik kimlik hakkında bir hüküm içermemektedir.
Mustafa Şükrü’ye dayandırılan aile silsilesi de aynı geleneğin bir başka aktarımıdır.[15],[16] Burada Ali el-Medenî, Seyyid Ali, Hüseyin Gazi ve Cafer adları anılmaktadır. Bu aktarımı diğer silsilelerle birlikte ele alıyor; listelerdeki ad ve kuşak sırası farklılıklarını koruyarak ortak soy anlatısı üzerinde duruyorum.
Fuad Köprülü’ye dayandırılan “Ebu Muhammed Cafer bin Sultan Hüseyin bin Rebi bin Abbas el-Hâşimî” adlandırması, kahramanın Hâşimî kimliğiyle ilişkilendirildiği aktarımlardandır.[17] Bununla birlikte el-Hâşimî nisbesi tek başına Hz. Fâtıma ve Hz. Ali üzerinden nesebi kanıtlamaz. Hasan Köksal’ın değerlendirmesinde ise kahramanlık, alperenlik ve seyyidlik birlikte öne çıkmaktadır.[18] Araştırmacıların aktardığı bu bilgiler, nesep anlatısının literatürdeki yerini göstermekte; silsilenin bütün halkalarını bağımsız olarak doğrulamamaktadır.
Evliya Çelebi’ye dayandırılan anlatımda Hüseyin Gazi, Abbâsî Halifesi Hârûnürreşîd döneminde (786–809) serdar olarak tanıtılır ve Ankara çevresindeki bir akında şehit olduğu aktarılır.[19] Seyahatnâme’nin olaylardan yüzyıllar sonra kaleme alınmış olması, bu bilginin çağdaş bir tarih kaydı olarak kullanılmasını sınırlar.
-
Hüseyin Gazi ile Battal Gazi Arasındaki Baba–Oğul İlişkisi
Battalnâme geleneğinde babanın ölümü ve oğlun onun yolunu sürdürmesi, anlatının temel bağlarından biridir. Evliya Çelebi’ye dayandırılan aktarımda Hüseyin Gazi, Battal Gazi’nin babası olarak tanıtılır.[20] Nezihe Araz’ın Anadolu Erenleri adlı eserinde de Hüseyin Gazi’nin seyyidliği ve baba–oğul ilişkisi öne çıkar. Anlatıya göre Hüseyin Gazi’nin vefatından sonra Cafer’e serdarlık görevi verilir.[21]
Cafer’in yiğitliği “Battal” lakabıyla, mücadelesi “Gazi” unvanıyla, soy anlatısı ise “Seyyid” unvanıyla ifade edilir. Böylece kahraman, Seyyid Battal Gazi adıyla yaşatılır.
Mehmet Şimşir ve Yaşar Candemir, Seyyit Battal Gazi adlı eserlerinde kahramanı Me’mûn ve Mu‘tasım dönemlerindeki (813–842) Malatya serdarlığıyla ilişkilendirir.[22] Bu tarihlendirme, çalışmanın kronoloji tartışması içinde ayrıca ele alınmaktadır.
Battalnâme’de ve Anadolu’nun inanç hafızasında Cafer, Hüseyin Gazi’nin oğlu olarak tanıtılmaktadır. Kul Hüseyin’e atfedilen şiirden alınan iki dörtlük de bu bağı yansıtır:
Kalktı Malatya’dan huruç eyledi,
İbn-i Hüseyin Gazi, Seyyid Battal.
Ben atanın kanın alırım dedi,
İbn-i Hüseyin Gazi, Seyyid Battal.
Şemmas seyrde gördü düşünü
Dua kıldı hak onarsın işini
İndi kesti Mihribal’ın başını
İbn-i Hüseyin Gazi, Seyyid Battal[23]
-
Battalnâme’de Cafer’in Çocukluğu ve Eğitimi
Battal Gazi’nin çocukluk ve gençlik yıllarına ilişkin bilgiler, ağırlıklı olarak Battalnâme ve destan uyarlamalarında yer almaktadır. Bu malzeme, tarihî eğitim kayıtlarından farklı olarak menkıbevî anlatı niteliğindedir.[24]
Anlatılarda Battal Gazi, farklı dinlerin kutsal kitaplarını ve dillerini bilen bir kahraman olarak tasvir edilir. İbranice, Süryanice, Yunanca ve Arapça bilgisi; Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an’a ilişkin anlatımlarla birlikte sunulur. Bu tasvir, kahramanda dinî bilginin ve kavrayışın ideal düzeyde toplandığını göstermektedir.[25]
Dinî eğitimin ardından Gazan veya Gazban adıyla anılan bir silahşordan at binme ve silah kullanma eğitimi aldığı aktarılır. Bazı anlatımlarda on üç yaşında babasının görevini devraldığı belirtilir. Bu bilgileri, destanın kahramanın erken yaşta olgunlaşmasını vurgulayan yapısı içinde değerlendiriyorum.[26]
Başka bir anlatımda ise babasının ölümünden bir yıl sonra on sekiz yaşında serdarlık görevine getirildiği söylenmektedir. Birbirinden farklı yaş bilgileri, kesin bir çocukluk kronolojisi kurulmasını güçleştirir. Olağanüstü bilgi ve becerilerin çok erken yaşta kazanılması, destanın ideal kahraman tasavvurunun bir parçasıdır.
Kahramanın bazı bölümlerde haham veya papaz kimliğiyle hareket etmesi, anlatıda zekâ ve dil bilgisinin savaş gücü kadar önemsendiğini gösterir. Ancak bu edebî tasvirlerden hareketle onun tarihî eğitim programını yeniden kurmak mümkün değildir. Bu nedenle incelememde menkıbevî karakter özellikleri ile belgelenmiş biyografik bilgiyi birbirinden ayırıyorum.
-
Yaşadığı Dönem ve Abdullah el-Battal Meselesi
Kronoloji tartışmasında, 740 yılında Akroinon’daki savaşta öldüğü kabul edilen Emevî kumandanı Abdullah el-Battal ile Anadolu anlatılarında Hüseyin Gazi’nin oğlu Cafer olarak tanıtılan kahraman arasındaki ilişki üzerinde durulmaktadır. Ad ve dönem farklılıkları, ayrı şahsiyetler ihtimalini araştırmak için bir hareket noktasıdır; ancak tek başına bu ihtimali kanıtlamaz.
Ahmet Yaşar Ocak, tarihî Battal Gazi’yi Emevîler döneminde değerlendirir ve Abbâsî dönemine yerleştirilen anlatıları sonraki menkıbevî birikimle açıklar. Benim savunduğum ayrı şahsiyetler tezi, bu açıklamadan ayrılmaktadır. Bu tezi, Cafer’in adı, aile ilişkileri ve Abbâsî dönemine yerleştirilmesine ilişkin aktarımlar üzerinden tartışıyorum.[27]
Mehmet Şimşir ve Yaşar Candemir’in eserinde Battal Gazi’nin Malatya’nın Aspuzu Bağları’nda 774–780 yılları arasında doğduğu belirtilmektedir.[28] Bu tarih aralığını, Şimşir ve Candemir’in verdiği tarihlendirme olarak aktarıyorum; incelememde kesinleşmiş bir doğum tarihi kabul etmiyorum.
Bu tarihlendirme kabul edildiğinde kahramanın Me’mûn ve Mu‘tasım dönemlerinde yetişkin yaşta olduğu düşünülebilir. Ancak bu, başlangıçtaki doğum tarihi kabulüne bağlı bir çıkarımdır; bağımsız bir doğrulama değildir.
Kul Hüseyin’e atfedilen şiirin devamında Bâbek’in anılması da farklı dönemlere ait mücadelelerin kahramanın çevresinde toplanması bakımından önemlidir. İlgili dörtlükler şöyledir:
Battal da haykırdı meydana girdi
Nağranın sesi asumana erdi
Babek’in gözünü oydu çıkardı
İbn-i Hüseyin Gazi, Seyyid Battal
Hüseyn’im eydür dileğim budur
Öğmüşte yaratmış ol Gani kadir
Urum’u İslam’a getüren budur
İbn-i Hüseyin Gazi, Seyyid Battal
İbn A‘sem’in Kitâbü’l-fütûh’una dayandırılan bilgilerde Abdullah el-Battal’ın adı, baba adı ve doğum yeri üzerinde durulmaktadır.[29] Abdullah el-Battal’ın baba adının Amr veya Ömer, doğum yerinin Antakya ve ya Şam olduğu bilgisi aktarılır. Bu bilgileri, Abdullah el-Battal ile Anadolu geleneğindeki Cafer’in ad ve aile bilgilerinin karşılaştırılması bağlamında ele alıyorum. Anadolu anlatılarındaki ad farklılıkları, tarihî kişinin kimliği konusunda tek başına kesin ayrım sağlamaz.
Taberî’ye dayandırılan aktarımda Abdullah el-Battal’ın 740 yılında Akroinon’daki savaşta öldüğü belirtilmektedir.[30] Mezarının Çay ile Şuhut arasında Mahmutköy’de bulunduğu rivayet edilir. Burada ölüm haberine ilişkin tarih aktarımı ile Mahmutköy’deki mezar rivayetini ayrı değerlendiriyorum; yerel mezar nispetini Taberî’nin kaydı olarak sunmuyorum.
Bu çalışmanın sorusu, Hüseyin Gazi’nin oğlu Cafer’i Abbâsî dönemine yerleştiren anlatının ayrı bir tarihî şahsiyetin hatırasını taşıyıp taşımadığıdır. Diğer ihtimal, farklı dönemlere ait mücadelelerin destan içinde tek bir kahramanın hayatında birleşmesidir. İsim, baba adı ve tarih farklılıklarını ayrı şahsiyetler tezim açısından anlamlı buluyor, destan içinde farklı dönemlerin birleşmesi ihtimalini de değerlendirmemde göz önünde tutuyorum.
İsmail Kaygusuz’a dayandırılan değerlendirme, Battal Gazi anlatısını 837’deki Sozopetra ve 838’deki Amorion olaylarıyla ilişkilendirir. Bu ilişkilendirme, anlatının Abbâsî dönemi sınır mücadeleleriyle bağını araştırmak için önemlidir; kahramanın söz konusu olaylara katıldığını tek başına kanıtlamaz.[31]
Battal Gazi’nin ölümü hakkında farklı rivayetler bulunmaktadır. Seyitgazi çevresindeki bir anlatıma göre kahraman, Mesih Kalesi’ne yapılan hücumda şehit düşmüş ve yakındaki bir mağaraya defnedilmiştir. Mezarın daha sonra Ümmühan Hatun tarafından bulunması da bu anlatının devamını oluşturur.[32] Rivayet, mezarın keşfine ilişkin kültürel hafızayı göstermekte; kesin ölüm tarihi ve yeri sağlamamaktadır.
-
Hüseyin Gazi’nin Türbe ve Makamları
Ankara’daki Hüseyin Gazi Türbesi, ona nispet edilen başlıca ziyaret merkezlerindendir. Evliya Çelebi’nin anlatımı da Hüseyin Gazi ile Ankara arasındaki ilişkinin ziyaret hafızasındaki yerini göstermektedir.
Divriği çevresindeki inanışa göre Hüseyin Gazi, Bizanslılarla yapılan bir savaşta kolundan yaralanır veyarasının ağırlaşması üzerine vefat eder. Ona nispet edilen tepedeki mezar, ziyaret ve kurban uygulamalarıyla yaşatılmaktadır. Bu rivayet, ziyaret yerinin halk hafızasındaki anlamını gösterir; ölüm biçimini kesinleştiren çağdaş bir belge olarak kullanılamaz.[33]
Çorum’un Alaca ilçesinde de Seyyid Hüseyin Gazi’ye nispet edilen bir türbe bulunmaktadır. Buraya ilişkin rivayete göre Battal Gazi, babasını öldüren kişiyi ararken Alaca’ya gelir ve bir manastırda konaklar. Manastırdaki keşiş, babasının katilinin Ankara’da olduğunu bildirir. Battal Gazi, Ankara’ya giderek katili öldürür ve başını keşişe getirir. Keşiş de bu başın, daima çiğnenmesi için tekkenin eşiğine gömülmesini ister. Rivayetin tarihî gerçekliği belirlenmiş değildir. Bununla birlikte Alaca’daki Hüseyin Gazi Türbesi, Alevi ve Bektaşi ziyaret hafızasında bir inanç merkezi olarak yer almaktadır.[34]
“Gazi” unvanıyla ifade edilen mücadele ve kahramanlık ile “Seyyid” unvanında karşılık bulan Ehl-i Beyt mensubiyeti, Hüseyin Gazi’nin gazi-eren olarak benimsenmesinin temel unsurlarıdır. Ehl-i Beyt ve On İki İmam sevgisi, Alevi-Bektaşi geleneğindeki bu bağlılığın anlaşılmasını sağlar. Cemlerde ve deyişlerde Hüseyin Gazi ile Battal Gazi’nin anılması, anlatıların kuşaklar boyunca aktarılmasına katkıda bulunmuştur. Bu bölümdeki değerlendirmem, Hüseyin Gazi ile Battal Gazi’nin gelenekteki konumuna ilişkindir; bütün pir ve mürşitlerin soy kayıtları hakkında bir genelleme içermemektedir.
Hasluck’un Bektaşîlik Tetkikleri adlı eserine dayandırılan aktarımda, Hüseyin Gazi çevresindeki derviş toplulukları ve toplu dinî uygulamalar üzerinde durulmaktadır. Ankara’nın doğusunda Hüseyin Gazi Dağı üzerinde bulunan Türbe ve Tekkesi’nde Kalenderi, Haydari ve Torlak dervişlerin 4, 5 bin kişilik gruplar halinde cem ayinleri yaptıkları aktarılır.[35] Bu bilgiler, ziyaret merkezinin derviş çevreleriyle ilişkisini araştırmak bakımından önemlidir. Toplantıların niteliğine ve katılan topluluklara ilişkin bu aktarımı, kaynağın dönemi ve kullandığı terimler çerçevesinde değerlendiriyorum.
-
Battal Gazi’nin Türbe ve Makamları
Seyitgazi’deki türbe, Battal Gazi’ye nispet edilen başlıca ziyaret merkezidir. Kırşehir, Çorum ve Kayseri çevresinde de ona bağlanan türbe veya makamlar bulunduğu aktarılmaktadır.[36] Bu nispetler, kahramanın hatırasının yaygınlığını gösterir. Bu bölümde söz konusu yerleri, Battal Gazi’ye nispet edilen ziyaret merkezleri olarak ele alıyor; her birinin tarihî mezar olduğunu ileri sürmüyorum.
İstanbul Maltepe’de Seyyid Gazi Kayası, Erdek’te Battal Gazi Kalesi, Kapadokya Karacağ’da bir cami ve bir vakıf, yine Malatya ve Kayseri’de Battal Gazi camisi bulunmaktadır. Battal Gazi geniş bir benimsemeye konu olduğu için kendisine başka yerlerde de mezar-makam ihdas edilmiştir. Mesela Doğu Türkistan’da Aksu’da hatırası için bir mezarı bulunmaktadır.[37]
Battal Gazi’nin hatırası cami, okul, vakıf, dernek, mahalle ve sokak adlarında da yaşatılmaktadır. Seyitgazi ilçesinin gelişimi ile türbe ve külliye çevresinde oluşan ziyaret merkezi arasındaki ilişki, bu hafızanın yerleşim tarihiyle bağını göstermektedir.[38]
-
Seyyid Battal Gazi Külliyesi
Seyyid Battal Gazi Külliyesi, Eskişehir’in Seyitgazi ilçesindeki Üçler Tepesi’nde bulunmaktadır. Yerel rivayete göre Ümmühan Hatun, rüyasında Battal Gazi’nin mezarının yerini görür. Kutluca Baba’nın gösterdiği işaretler de bu keşfi destekler. Mezar yerinin bulunmasının ardından burada bir türbe yaptırıldığı anlatılır.[39] Bu anlatıyı, ziyaret yerinin menkıbevî kuruluşunun ifadesi olarak değerlendiriyorum; rüya ve kutsal işaretlere ilişkin rivayeti yapıların inşa tarihini belirleyen bir kayıt olarak kullanmıyorum.
Şimşir ve Candemir’e dayandırılan aktarımda mezarın bir mağarayla ilişkilendirildiği ve Ümmühan Hatun’un türbe yaptırmak istediği belirtilmektedir.[40] Bu anlatı, külliyenin bütün birimleriyle aynı tarihte tamamlandığını göstermez; incelememde kuruluş rivayeti ile yapının farklı inşa evrelerini birbirinden ayırıyorum.
Külliyenin Kalenderî çevreler açısından önemli bir merkez olduğu ve daha sonraki dönemde Bektaşi geleneği içinde varlığını sürdürdüğü aktarılmaktadır.[41] Hacı Bektaş Veli’nin ziyaretini, Velâyetnâme anlatısı çerçevesinde ele alıyorum. Bu ziyaretten hareketle onun külliyede bizzat bir zaviye kurduğu sonucu doğrudan çıkarılamaz.
Hıdrellez, baharın gelişiyle ilişkilendirilen uygulamaları bakımından geniş bir kutlama geleneğidir.[42] Battal Gazi çevresindeki ziyaretlerde de kurban, lokma ve çeşitli Hıdrellez uygulamaları aktarılmaktadır. Bu yerel örnekleri, kaydedildikleri dönem ve topluluk çerçevesinde değerlendiriyorum.
İsmail Ali Sarar’ın derlemesinde Battal Gazi çevresindeki Hıdrellez törenleri, “Hızır yoğurdu”, dua, saz ve semah gibi unsurlarla anlatılmaktadır.[43] Bu uygulamalar, ziyaretin yalnızca bireysel dua değil, birlikte paylaşma ve topluluk bağlarını yenileme biçimi olarak da yaşatıldığını göstermektedir. Semah sırasında okunduğu aktarılan dörtlükler şöyledir:
Kalkıp arzulayın ceme gelenler
Bilesiniz Cem cümleden uludur
Govunan, gıybeti dilin alanlar
Benim gibi günahkârdır delidir
Bu yol Ali yolu pakdur, pak otur
Durma Muhammed’e selavat getir
Hemen gayret eyle bir cevher götür
Yardımcımız Şahı Merdan Ali’dir
Külliyenin yakın tarihine ilişkin aktarımlarda 1826 süreci, Millî Mücadele dönemindeki tahribat ve Cumhuriyet dönemindeki onarımlar üzerinde durulmaktadır.[44] Bu gelişmeleri, merkezin kuruluşundan sonraki kullanım ve korunma tarihinin başlıca dönüm noktaları olarak değerlendiriyorum.
-
Bektaşilik ve Battal Gazi
Hacı Bektaş Veli’nin Battal Gazi’nin mezarını ziyareti, Velâyetnâme’de anlatılan başlıca ziyaret menkıbelerindendir.
Anlatıya göre Hacı Bektaş Veli, Sulucakarahöyük’ten Battal Gazi’nin mezarını ziyarete yönelir. Eserde mezarın daha önce bir rüya sonucunda bulunup imar edildiği de belirtilir. Bu ziyaret menkıbesi, Battal Gazi’nin sonraki Bektaşi hafızasındaki manevi itibarını göstermektedir.[45]
Velâyetnâme’deki ziyaret anlatısı, Hacı Bektaş Veli ile Battal Gazi arasında kurulan manevi sürekliliğin ifadesidir. Bu anlatıyı, bütün topluluklar için bağlayıcı bir ziyaret zorunluluğunun ifadesi olarak değil, Battal Gazi’nin Bektaşi hafızasındaki manevi itibarının göstergesi olarak okuyorum.
-
Seyyid Battal Gazi Ocağı ve Öncelik Tartışması
İsmail Onarlı, Seyyid Battal Gazi Ocağı’nı Anadolu’daki ilk Alevi ocağı olarak değerlendirmektedir. Bu öncelik görüşünü Onarlı’nın değerlendirmesi olarak aktarıyor; burada ocakların kuruluş sırasına ilişkin kesin bir hüküm ileri sürmüyorum. Onarlı ayrıca bu soydan gelen dede ailelerinin Eskişehir’de ve Amasya-Merzifon çevresindeki Sarı, Oymaağaç, Balgöze (Emert) ve Nusratiye (Tekke) yerleşimlerinde bulunduğunu belirtmektedir.[46]
Hasan Köksal’ın değerlendirmesinde Battal Gazi destanının coğrafyası Malatya merkezli geniş bir sahaya yayılmaktadır. Yakın Doğu’daki savaş bölgeleriyle birlikte Çin, Maçin ve Kaf Dağı gibi masal coğrafyasına ait yerler de anlatıya katılmaktadır.[47] Bu genişlik, metni tek bir kişinin hayatına ait kesintisiz bir kronoloji gibi okumanın güçlüğünü göstermektedir.
Kaygusuz’a dayandırılan yorumda da kahramanın anlatısı Sozopetra ve Amorion mücadeleleriyle ilişkilendirilir.[48] Bu yorumu, destanın Abbâsî dönemi mücadeleleriyle ilişkisini açıklaması bakımından anlamlı buluyorum; farklı yüzyıllardaki bütün olayları tek bir kişinin biyografisine bağlamıyorum.
Anlatıların uzun bir zaman dilimini kapsaması, kahramanın yüz elli yıl yaşadığının kanıtı sayılamaz. Bu genişliği, farklı dönemlerin hatıralarının aynı kahraman çevresinde toplanması ihtimaliyle birlikte değerlendiriyorum.
Veli Baba çevresindeki soy anlatısı, onun ailesini Battal Gazi’nin amcası olarak tanıtılan Seyyid Hasan Gazi’ye bağlamaktadır. Mustafa Karatürk ise Battal Gazi için 790 doğum tarihini vermektedir.[49] Bu tarih ile Şimşir ve Candemir’deki 774–780 aralığı farklıdır. Çalışmamda iki tarihlendirmeyi de ilgili yazarların aktarımı olarak ele alıyor; ortak yönleri olan Abbâsî dönemi vurgusu üzerinde duruyorum.
-
Battal Gazi’nin Menkıbevî Şahsiyeti
Menâkıbnâmelerde velilerin hayatları, kerametleri ve onlara duyulan bağlılık anlatılır. Bu eserler, dinî şahsiyetlerin sonraki topluluklar tarafından nasıl hatırlandığını araştırmak bakımından önemlidir. Battalnâme, Dânişmendnâme ve Saltuknâme gibi dinî-destanî eserler de kahramanlık ve velâyet motiflerini farklı biçimlerde birleştirmektedir.[50]
Menâkıbnâme türüne ilişkin değerlendirmelerde veli menkıbeleri ile din uğruna savaşan kahramanların anlatıları üzerinde durulmaktadır.[51] Ancak keramet, tebliğ ve savaş motifleri aynı eserde birleşebildiğinden, bu eserleri birbirinden kesin sınırlarla ayrılan iki sınıfa indirgemek yanıltıcı olabilir.
Battalnâme’nin farklı adlar taşıyan yazma nüshaları, anlatının uzun aktarım sürecine işaret etmektedir. Metinde Emevî ve Abbâsî dönemleriyle ilişkilendirilebilen unsurların bulunması, farklı tarihî katmanların aynı kahraman çevresinde birleşmiş olabileceğini düşündürür. Bu durum, ayrı bir Cafer’in varlığı ihtimalini araştırmaya engel değildir; ancak iki bağımsız biyografinin kanıtı olarak da kullanılamaz.
Ahmet Yaşar Ocak’ın değerlendirmesi, evliya menkıbeleri ile destan geleneği arasındaki ortaklıkları araştırmak için önemlidir.[52] Kahramanın olağanüstü kudreti, manevi yardım ve dinî mücadele gibi motifler, iki anlatı alanı arasındaki ilişkiyi görünür kılmaktadır.
Menâkıbnâmeler, kaleme alındıkları ve aktarıldıkları çevrelerin değerlerini, velâyet anlayışını ve geçmişi yorumlama biçimlerini araştırmak için kaynak niteliğindedir. Bu değer, anlattıkları bütün olayların tarihî doğruluğunu güvence altına almaz. Battalnâme’den yararlanırken metnin oluşum dönemi ile anlattığı olayların dönemini birbirinden ayırıyorum.
-
Âşıkların Dilinden Hüseyin Gazi
Çorumlu Sefil Ali, Hüseyin Gazi’ye hürmeten iki dörtlüğünde şöyle seslenir:
Ali dergâhına yüz süre geldim,
Ayırma katardan Hüseyin Gâzi,
Keremler kânısın sultana geldim,
Ayırma katardan Hüseyin Gâzi.
Sefil Ali eşiğine sailem
Emir senin fermanına kailem
Nuri didar cemaline mailem
Ayırma katardan Hüseyin Gazi
Bu dörtlüklerde dergâha yönelme ve “katardan ayrılmama” dileği, Hüseyin Gazi’ye duyulan bağlılığın dilini oluşturmaktadır. Şiir, biyografik olayları kanıtlamaktan çok, kahramanın manevi rehber olarak benimsenmesini göstermektedir.[53]
Pir Sultan Abdal’a atfedilen “Bize de Banaz’da Pir Sultan Derler” şiirinden alınan aşağıdaki dörtlükte de Hüseyin Gazi’nin adı yardım ve dayanışma beklentisiyle birlikte anılmaktadır:[54]
Hüseyin Gâzi Sultan binsin atına
Dayanılmaz çark-ı felek zâtına
Bizden selam söylen ev külfetine
Çıkıp ele karşı ağlamasınlar
Deli Boran’a atfedilen aşağıdaki dörtlüklerde Hüseyin Gazi, Hz. Ali ve Hacı Bektaş Veli etrafında kurulan manevi bağ içinde anılmakta; bağışlanma veyardım dilenmektedir:[55]
Kandil Baba çıkmış kendi köşküne
Elvan Çelebi’ye varır müşküle
İmam Hasan Hüseyin aşkına
Bağışla günahım Mürvet ya Ali
Hüseyin Gâzi’nin doğrudur yolu,
Âlemin umudu Pîr Bektâş Velî
Günahkâr Deli Boran kapıyın kulu,
Bağışla günahım Mürvet Ya Ali
Pertev Naili Boratav’ın “Çukurova’da Folklor Derlemeleri” başlıklı makalesinde aktarılan Derviş Ali şiirinde, yolculuk sırasında karşılaşılan güçlükten kurtulmak için yardım istenir:[56]
Ankara’dan çıktım sabah namazı,
Bize yol vermiyor aşmağa dağlar,
Yetiş Seyit Battal Hüseyin Gâzi,
Bize yol vermiyor aşmağa dağlar
Derviş Ali derki içmişem dolu
Gitmiyor gönlümde gamı hayali
Gönül arzuluyor Bektaşi Veli
Bize yol vermiyor geçmeye dağlar
Kul Hüseyin’e atfedilen şiirde ise Hüseyin Gazi, Hüseyinova’nın manevi gözcüsü olarak anılmaktadır. Şiirin ilgili dörtlüğü şöyledir:
Hüseyin Gâzi Sultan bellidir cansın,
Ricam kabul eyle müşkülüm kansın,
Hüseyinova’nın gözcüsü sensin,
Ayırma koyunu sürüden medet[57]
Gazi Barışcan’ın şiirinde de Hüseyin Gazi ile Hüseyinova arasında kurulan bağ öne çıkmaktadır:
Serdarlar serdarı gerçekler eri,
Hüseyin ovada Hüseyin Gâzi,
Seven gönüllerin muhibbi, yâri,
Hüseyin ovada Hüseyin Gâzi
Özümün nuruda kalbim durağı
Aşkar atı bend eylemiş ırağı
Ozan Barış’ım o pirden bağı
Almışım ismimi Hüseyin Gazi[58]
Evliya Çelebi de, Seyahatname’sinde,[59] Hüseyin Gâzi’yi ziyareti esnasında dua, niyaz ettiklerini ve himmet beklediklerini şu sözlerle bildirmektedir:
Gelip ettik dua ile niyazı
Bize himmet ede Hüseyin Gâzi.
Bu örneklerde Hüseyin Gazi’nin önemi, etnik köken tartışmasından çok kahramanlık ve velâyet etrafında şekillenen bağlılıkla açıklanmaktadır. Şiirler, onun Anadolu topluluklarının kendi kültürel dünyalarında yeniden anlamlandırıldığını göstermektedir.
Behçet Kemal Çağlar, Battal Gazi Destanı adlı modern edebî uyarlamasında Hüseyin Gazi’nin ölümünü ve oğlunun büyümesini anlatır.[60] Bu eser, erken dönem biyografisine ilişkin bağımsız bir belge değil, destanın sonraki edebî temsillerinden biridir. Şiirin son dörtlüğü şöyledir:
Yalan dünya şafak geçer, tan geçer,
Hizmet kalır, şeref geçer, şan geçer,
Başsız düşen ordu kalır seferden,
At avunur oğlan büyür gün geçer.
Bu dörtlük, babanın ölümünden sonra oğlun büyümesiyle devam eden kahramanlık çizgisini özetlemektedir. Böylece baba–oğul bağı, edebî anlatının kuruluşunda da belirleyici olmaktadır.
Şiir ve destan örnekleri, Hüseyin Gazi ile Battal Gazi’nin fedakârlık, yiğitlik ve manevi rehberlik simgeleri olarak yaşatıldığını göstermektedir. Bu benimsemede Alevi-Bektaşi ozanların önemli bir yeri bulunmaktadır.[61]
-
Alevi-Bektaşi Edebiyatında Battal Gazi
Battal Gazi’ye yönelen bağlılıkta Ehl-i Beyt, On İki İmam ve pir-mürşit kavramlarının birlikte kullanılması dikkat çekicidir. Aşağıdaki şiir örnekleri, bu kavramların kahramanın Alevi-Bektaşi edebiyatındaki temsilini nasıl biçimlendirdiğini göstermektedir.[62]
Pir Mehmed Dede’ye atfedilen aşağıdaki şiirde kahramanın eşiğine yönelme ve ondan manevi yardım isteme temaları öne çıkmaktadır.[63] Diğer örneklerle birlikte bu metin, Battal Gazi’nin Alevi-Bektaşi edebiyatındaki temsilini göstermektedir.
SEYYİD BATTAL GAZİ
Sabahın seherinde kalktım yürüdüm
Seyyid Battal Gazi efendim medet
Gelip eşiğine yüzümü sürdüm
Seyyid Battal Gazi efendim medet
Seyyid Battal Gazi pirim Ali’dir
On iki imam nesli gerçek velidir
On sekizbin âlem ismi doludur
Seyyid Battal Gazi efendim medet
Pir Mehmed’im eder tekmil canında
Gözlerim mürşidin hup canında
Sabra takat yoktur sensiz canımda
Seyyid Battal Gazi efendim medet
PİR MEHMED DEDE[64]
SULTAN SEYYİD BATTAL GAZİ
Erenler serveri şahı
Sultan Seyyid Battal Gazi
Gerçekler burcunun ayı
Sultan Seyyid Battal Gazi
Suzi çok cürmün günahın
Umarım affeder şahım
İçimdeki güneşim ayım
Sultan Seyyid Battal Gazi
TOKATLI ÂŞIK SUZİ [65]
BATTAL GAZİ
Adı Cafer özü Seyyid
Erenler elinde kayıt
Hüseyin Gazi’den öğüt
Aldı Seyyid Battal Gazi
AHMET POYRAZOĞLU[66]
BATTAL GAZİ GELİYOR
Gazidir unvanı, Seyyid’dir soyu
Durun Seyyid Battal Gazi geliyor
Toplam on metredir mezarın boyu
Durun Seyyid Battal Gazi geliyor
Ümmühan Hatun’a yer malum olmuş
Üçler tepesini arayıp bulmuş
Kutluca çobandan haberin almış
Durun Seyyid Battal Gazi geliyor
Hükümdarlar gelmiş divana durmuş
Harp meydanlarında yetmiş yıl vermiş
Ermiş hak katına huzura varmış
Durun Seyyid Battal Gazi geliyor
MUHARREM KUBAT[67]
-
Sonuç
Seyyid Hüseyin Gazi ve oğlu Seyyid Battal Gazi çevresindeki kaynaklar, biyografi, menkıbe ve kültürel hafıza düzeylerinde farklı bilgiler sunmaktadır. Bu düzeyleri birbirine karıştırmadan değerlendirmek, iki şahsiyetin Anadolu’daki önemini daha açık biçimde ortaya koymaktadır.
Medine’den Kûfe’ye ve Malatya’ya uzanan aile anlatısı ile şecereler, Ehl-i Beyt mensubiyetinin geleneğin merkezinde yer aldığını göstermektedir. Şecereleri bu çalışmada, ailenin seyyidlik kimliğine ilişkin aktarımlar olarak değerlendiriyorum. Hüseyin Gazi ile Cafer arasındaki baba–oğul bağını da incelenen anlatıların ortak unsurlarından biri olarak görüyorum. Bu sonuçlarımı, söz konusu anlatıların sunduğu bilgilerle sınırlı tutuyorum.
Cafer’i Abbâsî dönemine yerleştiren anlatılar, Abdullah el-Battal ile özdeşlik meselesinin yeniden incelenmesini gerekli kılmaktadır. Bununla birlikte geç dönem kaynaklarındaki isim ve tarih farkları, iki bağımsız tarihî şahsiyet bulunduğunun kesin kanıtı sayılamaz. Benim yorumum, Hüseyin Gazi’nin oğlu Cafer’in ayrı bir şahsiyet olabileceği yönündedir. Bu yorumu, kaynakların farklı niteliklerini ve destanın farklı dönemleri birleştirme ihtimalini göz önünde tutarak ileri sürüyorum.
Türbe ve makamlar, Velâyetnâme anlatısı, ocak hafızası ve şiirler ise Battal Gazi ile Hüseyin Gazi’nin gazi-eren olarak benimsenmesini açıklamaktadır. Bu malzemenin değeri yalnızca biyografik doğrulama sağlamasında değildir. Anadolu topluluklarının soy, adalet, yiğitlik ve velâyet etrafında geçmişle kurdukları ilişkinin izlerini de taşımaktadır.
Gazi ve seyyid unvanlarının birleşmesi, kahramanlık ile manevi aidiyetin aynı şahsiyet çevresinde anlam kazanmasını sağlamaktadır. Bu nedenle Hüseyin Gazi ile Battal Gazi’nin Anadolu’daki kalıcı etkisini, tarihî kimlikleri hakkındaki tartışmalar ile kültürel hafızadaki yerlerini birlikte ele alarak açıklıyorum.
Kaynakça
Araz, Nezihe. Anadolu Erenleri. İstanbul, Özgür Yayınları, 2000.
Aslanbay, Muhittin. Seyyidgazi’nin Tarihçesi ve Seyyid Battal Gazi’nin Hayatı ve Bazı Menkıbeleri. Eskişehir: Kardeşler Matbaası, 1953.
Ayhan, Mustafa. Geçmişten Geleceğe Etonya ve Hüseyinabad. Alaca: Alaca Kaymakamlığı, 2002.
Benlizâde Mahmud Manisavî (çev.). Tercüme-i Ravzatü’l-Ahbâb. Sadeleştiren ve düzenleyen Hanif Türk. C. 2. 2019.
Boratav, Pertev Naili. “Battal”. İslâm Ansiklopedisi. 1944, C. 2, 344–351.
Boratav, Pertev Naili. “Çukurova’da Folklor Derlemeleri”. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi 5/3 (1947): 255–273. https://dergipark.org.tr/tr/pub/dtcfdergisi/article/1043389
Canım, Rıdvan. “Klasik Türk Edebiyatında Menâkıbnâmeler”. Avrasya Etüdleri 43/1 (2013).
Çağlar, Behçet Kemal. Battal Gazi Destanı. İstanbul: Ak Yayınları, 1968.
Çimen, Halil. Çorumlu Efsane Ozan Deli Boran. Çorum: Lider Matbaacılık, 2005.
Demir, Necati ve Mehmet Dursun Erdem. Battal-nâme. Ankara: Hece Yayınları, 2006.
Demirkent, Işın. “Kayser”. TDV İslâm Ansiklopedisi. C. 25. İstanbul: TDV Yayınları, 2002, 94–96.
Ergun, Sadettin Nüzhet. Bektaşî Şairleri ve Nefesleri. C. 2. İstanbul: Kenan Matbaası, 1944.
Evliya Çelebi. Evliya Çelebi Seyahatnâmesi. Haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman ve Yücel Dağlı. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2006.
Hasluck, Frederick William. Bektaşîlik Tedkikleri Anadolu’nun Dinî Tarih ve Etnografyasına Dair. Çev. Ragıp Hulusi Özden. Yeni harflere çevirip sadeleştiren Kamil Akarsu, İstanbul, Say Yayınları, 2012.
İbn A‘sem el-Kûfî. Kitâbü’l-fütûh. Çev. Mehmet Cevher Caduk. Ankara: Ankara Okulu Yayınları, 2020.
Karatürk, Mustafa. İki Cihan Haznedarı Seyyid Veli Baba Sultan ve Türbesi. Ankara: Onur Yayıncılık, 1986.
Kavruk, Hasan ve Salim Durukoğlu. Battalnâme. İstanbul: Malatya Kitaplığı, 2012.
Kaygusuz, İsmail. Alevilik İnanç Kültür ve Siyaset Tarihi I. İstanbul: Alev Yayınları, 1995.
Kocatürk, Vasfi Mahir. Tekke Şiiri Antolojisi Türk Edebiyatında Dinî ve Tasavvufî Şiirler. Ankara: Ayyıldız Matbaası, 1968.
Köksal, Hasan. Battalnamede Tip ve Motif Yapısı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Millî Folklor Araştırma Dairesi Yayınları, 1984.
Köksal, Hasan. Battal Gazi Destanı. Ankara: Akçağ Yayınları, 2003.
Köprülü, Fuad. Türk Edebiyatı Tarihi. 7. basım. Ankara: Akçağ Yayınları, 2009.
Köprülü, Mehmet Fuad. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. İstanbul: Alfa Yayınları, 2020.
Kubat, Muharram. Yaşamın İçinden Şiirler. Eskişehir: İlyas Küçükcan Yayınevi, 2006.
Küçükcan, İlyas. Nacolea’dan Seyitgazi’ye Seyyid Battal Gazi Külliyesi ve Vakfı. Eskişehir: Seyyid Battal Gazi Vakfı Yayını, 1984.
Makal, Çeyiz. “Seyit Battal Gazi Külliyesi Tarih İçindeki Yeri ve Önemi”. III. Battal Gazi ve Malatya Çevresi Halk Kültürü Sempozyumu Tebliğler 19–21 Ekim 1988. Malatya: İnönü Üniversitesi Yayınları, 1989. Atıf yapılan sayfa: 199.
Ocak, Ahmet Yaşar. “Battal Gazi”. TDV İslâm Ansiklopedisi. C. 5. İstanbul, 1992, 204–205. https://islamansiklopedisi.org.tr/battal-gazi
Ocak, Ahmet Yaşar. Kültür Tarihi Kaynağı Olarak Menâkıbnâmeler Metodolojik Bir Yaklaşım. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1992.
Ocak, Ahmet Yaşar. “Hıdrellez”. TDV İslâm Ansiklopedisi. C. 17. İstanbul: TDV Yayınları, 1998, 313–315.
Onarlı, İsmail. “Ali Pir Civan Ocağı”. Yol 13 (2001): 60–65.
Önder, Ali Rıza. “Battal Gazi Kayseri’de”. I. Battal Gazi ve Malatya Çevresi Halk Kültürü Sempozyumu Tebliğler 22–24 Ekim 1986. İstanbul, 1987, 19–25.
Öz, Baki. “Seyyid Battal Gazi ve Seyyid Gazi Tekkesi’nin Türk İslâm İnanç Kültür Tarihinde Yeri”. Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi 14 (2000).
Özçelik, Mustafa. Seyyid Battal Gâzi. Eskişehir: Eskişehir Valiliği, 2009.
Özçelik, Mustafa. Battal Gazi. İstanbul: Nar Yayınları, 2013.
Özen, Kutlu. “Sivas Yöresinde Battal Gazi”. İstanbul: Türk Dil Kurumu Yayınları, 1987. Atıf yapılan sayfa: 58.
Özmen, İsmail. Alevi Bektaşi Şiirleri Antolojisi. C. 1. Ankara: Kültür Bakanlığı, 1998. Özmen, İsmail. Alevi Bektaşi Şiirleri Antolojisi. C. 2. Ankara: Saypa Yayın Dağıtım, 1995.
Öztelli, Cahit. Pir Sultan Abdal Bütün Şiirleri. 10. basım. İstanbul, Özgür Yayıncılık, 2016.
Sarar, İsmail Ali. “Seyyid Battal Gazi Çevresinde Hıdrellez Şenlikleri, Törenleri”. III. Battal Gazi ve Malatya Çevresi Halk Kültürü Sempozyumu Tebliğler 19–21 Ekim 1988. Malatya: İnönü Üniversitesi Yayınları, 1989, 246–249.
Say, Yağmur. Seyyid Battal Gazi ve Külliyesi. İstanbul: Su Yayınları, 2008.
Say, Yağmur. Türk İslâm Tarihinde ve Geleneğinde Seyyid Battal Gazi ve Battalname. Eskişehir Valiliği, 2009.
Solmaz, Ceyhun. Hüseyin Gâzi Külliyesi ve Hüseyin Gâzi’nin Alevi Bektaşi Geleneğindeki Yeri. Yüksek lisans tezi. Çorum: Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2013.
Şahin, Haşim. “Menâkıbnâme”. TDV İslâm Ansiklopedisi. C. 29. İstanbul: TDV Yayınları, 2004. Atıf yapılan sayfa: 112.
Şimşir, Mehmet ve Yaşar Candemir. Seyyit Battal Gâzi. Eskişehir: Güzeliş Matbaası, 1966.
Taberî. Tarih-i Taberî. Çev. M. Faruk Gürtunca. C. 4. İstanbul: Sağlam Yayınevi, 2023.
Ünsal, İbrahim. Battal Gazi. İstanbul: Hayat Yayın Grubu, 2015.
Velâyetnâme Menâkıb-ı Hünkâr Hacı Bektaş-ı Velî. Haz. Abdülbaki Gölpınarlı. İstanbul: İnkılap Kitabevi, 1995.
Yıldırım, Cengiz. Seyyid Hüseyin Gazi ve Oğlu Battal Gazi, Ankara: İtalik Yayınları, 2005.
[1] İbn A‘sem el-Kûfî, Kitâbü’l-fütûh, (çev. Mehmet Cevher Caduk), Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2020, s. 73-75.
[2] Taberî, Tarih-i Taberî, çev. M. Faruk Gürtunca, c. 4, İstanbul: Sağlam Yayınevi, 2023, s. 82.
[3] Tercüme-i Ravzatü’l-Ahbâb, çev. Benlizâde Mahmud Manisavî, sadeleştiren ve düzenleyen Hanif Türk, c. 2, 2019, s. 123–124.
[4] Evliya Çelebi, Evliya Çelebi Seyahatnâmesi, haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman ve Yücel Dağlı, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2006, c. 2, s. 430.
[5] Velâyetnâme Menâkıb-ı Hünkâr Hacı Bektaş-ı Velî, haz. Abdülbaki Gölpınarlı, İstanbul: İnkılap Kitabevi, 1995, s. 71–72.
[6] Benlizâde Mağnisavî, Tercüme-i Ravzatü’l-Ahbâb, c. 2, 2019, s. 123–124.
[7] Cengiz Yıldırım,. Seyyid Hüseyin Gazi ve Oğlu Battal Gazi, Ankara: İtalik Yayınları, 2005,s.29-30.
[8] Kayser, Arapların Roma ve Bizans imparatorları için kullandıkları unvan olarak bilinmektedir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Işın Demirkent, “Kayser,” DİA, c. 25 TDV Yayınları, İstanbul 2002, s. 94-96.
[9] Hasan Köksal, Battal Gazi Destanı, Akçağ Yayınları, Ankara 2003, s. 14.
[10] Necati Demir / Mehmet Dursun Erdem, Battal-nâme, Hece Yayınları, Ankara 2006, s. 63
[11] Pertev Naili Boratav, “Battal”, İslâm Ansiklopedisi, 1944, c. 2, s. 344.
[12] Mustafa Özçelik, Seyyid Battal Gâzi, Eskişehir Valiliği Özel Basımı, Eskişehir 2009, s. 27.
[13] Şimşir ve Candemir, Seyyit Battal Gâzi, 1966, s. 20.
[14] Muhittin Aslanbay, Seyyidgazi’nin Tarihçesi ve Battal Gazi’nin Hayatı ve Bazı Menkıbeleri, Kardeşler Matbaası, Eskişehir 1953 s. 43-44.
[15] Yağmur Say, Türk-İslam Tarihinde ve Geleneğinde Seyyid Battal Gazi ve Battalname” Eskişehir Valiliği, 2009, s. 73. https://www.scribd.com/document/392397219/Battalname
[16] Yağmur Say, Seyyid Battal Gazi ve Külliyesi, Su Yayınları, İstanbul 2008, s. 73.
[17] Fuad Köprülü, Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Yayınları 7. Baskı, Ankara 2009 s. 232.
[18] Hasan Köksal, Battalnamede Tip ve Motif Yapısı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Milli Folklor Araştırma Dairesi Yayınları, Ankara 1984, 57-86.
[19] Evliya Çelebi Seyahatnâmesi, (haz. R. Dankoff – Seyit Ali Kahraman – Yücel Dağlı), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2006, c. 1, s. 430.
[20] Evliya Çelebi, 2006, c. 1, s. 430-433
[21] Nezihe Araz, Anadolu Erenleri, Özgür Yayınları, Gaziantep, 2000, s. 54-64
[22] Mehmet Şimşir ve Yaşar Candemir, 1966, s. 20.
[23] Mustafa Özçelik, Battal Gazi, Nar Yayınları, İstanbul 2013, s. 231-235.
[24] Hasan Kavruk ve Salim Durukoğlu, Battalnâme, Malatya Kitaplığı, İstanbul 2012, s. 70.
[25] Mehmet Şimşir ve Yaşar Candemir, Seyyit Battal Gâzi, Güzeliş Matbaası, Eskişehir 1966, s. 7-15.
[26] İbrahim Ünsal, Battal Gazi, Hayat Yayın Grubu, İstanbul 2015, s. 50.
[27] Ahmet Yaşar Ocak, “Battal Gazi”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992, s. 204–205; https://islamansiklopedisi.org.tr/battal-gazi (erişim: 1 Kasım 2026).
[28] Mehmet Şimşir ve Yaşar Candemir, 1966, s. 20-27.
[29] İbn A‘sem, 2020, s. 73-75.
[30] Taberî, Tarih-i Taberî, çev. M. Faruk Gürtunca, c. 4, İstanbul: Sağlam Yayınevi, 2023, s. 82.
[31] İsmail Kaygusuz, Alevilik İnanç Kültür ve Siyaset Tarihi I, İstanbul: Alev Yayınları, 1995, s. 48.
[32] Muhittin Aslanbay, Seyyidgazi’nin Tarihçesi ve Seyyid Battal Gazi’nin Hayatı ve Bazı Menkıbeleri, Kardeşler Matbaası, Eskişehir 1953, s. 93.
[33] Kutlu Özen, “Sivas Yöresinde Battal Gazi,” Türk Dil Kurumu Yayınları, İstanbul 1987, s. 58.
[34] Ceyhun Solmaz, Hüseyin Gâzi Külliyesi ve Hüseyin Gâzi’nin Alevi Bektaşi Geleneğindeki Yeri, yüksek lisans tezi, Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Çorum, 2013, s. 13–14.
[35] Frederick William Hasluck, Bektaşîlik Tedkikleri Anadolu’nun Dini Tarih ve Etnografyasına Dair. (çev. Ragıp Hulusi Özden), Say Yayınları, 2012, s. 78.
[36] Ali Rıza Önder, Battal Gazi Kayseri’de, 1. Battal Gazi ve Malatya Çevresi Halk Kültürü Sempozyumu, Tebliğler Malatya 22-24 Ekim 1986, İstanbul 1987 s. 19-25.
[37] Yağmur Say, Seyyid Battal Gazi ve Külliyesi, Su Yayınları, İstanbul 2008, s. 73
[38] Mehmet Fuat Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Alfa Yayınları, İstanbul, 2020, s. 255
[39] Muhittin Aslanbay, Seyitgazi’nin Tarihçesi, Kardeşler Matbaası, Eskişehir 1953, s. 101.
[40] Mehmet Şimşir Yaşar Candemir, Seyyit Battal Gazi, Güzeliş Matbaası, Eskişehir 1966 s. 52-55.
[41] Baki Öz, “Seyyid Battal Gazi ve Seyyid Gazi Tekkesi’nin Türk İslâm İnanç Kültür Tarihinde Yeri,” Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi, 14 (2000): s. 9-10.)
[42] Ahmet Yaşar Ocak, “Hıdrellez,” DİA, c. 17 (İstanbul: TDV Yay., 1998), s. 313-315.
[43] İsmail Ali Sarar, “Seyyid Battal Gazi Çevresinde Hıdrellez Şenlikleri, Törenleri,” III. Battal Gazi ve Malatya Çevresi Halk Kültürü Sempozyumu Tebliğler, 19-21 Ekim 1988 (Malatya: İnönü Üniversitesi Yay.,1989), s. 246-249.
[44] Çeyiz Makal, “Seyit Battal Gazi Külliyesi Tarih İçindeki Yeri ve Önemi,” III. Battal Gazi ve Malatya Çevresi Halk Kültürü Sempozyumu Tebliğler, 19-21 Ekim 1988 (Malatya: İnönü Üniversitesi Yay., 1989), s. 199.
[45] Velâyetnâme, haz. Abdülbaki Gölpınarlı, İstanbul: İnkılap Kitabevi, 1995, s. 71–72.
[46] İsmail Onarlı, “Ali Pir Civan Ocağı”, Yol 13 (2001), s. 60–65.
[47] Hasan Köksal, 2003, s. 12-13.
[48] Kaygusuz, Alevilik İnanç Kültür ve Siyaset Tarihi I, 1995, s. 48.
[49] Mustafa Karatürk: İki Cihan Haznedarı Seyyid Veli Baba Sultan ve Türbesi. Onur Yayıncılık, Ankara 1986, s. 8.
[50] Haşim Şahin, “Menâkıbnâme,” DİA, c. 29 (İstanbul: TDV Yay., 2004), s. 112.
[51] Rıdvan Canım, “Klasik Türk Edebiyatında Menâkıbnâmeler,” Avrasya Etüdleri Dergisi, 43/1 (2013): s. 139.
[52] Ahmet Yaşar Ocak, Kültür Tarihi Kaynağı Olarak Menâkıbnâmeler (Metodolojik Bir Yaklaşım) (Ankara: TTK Yay., 1992), s. 42.
[53] İsmail Özmen, Alevi Bektaşi Şiirleri Antolojisi, c. 1, Ankara: Kültür Bakanlığı, 1998, s. 171.
[54] Pir Sultan Abdal – Bütün Şiirleri, Cahit Öztelli – Özgür Yayıncılık, Onuncu Basım, 2016, s. 291-292;
[55] Halil Çimen, (Âşık Borani), Çorumlu Efsane Ozan Deli Boran, Lider Matbaacılık, Çorum 2005, s. 48.
[56] Pertev Naili Boratav, “Çukurova’da Folklor Derlemeleri”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi 5/3 (1947), s. 255–273. https://dergipark.org.tr/tr/pub/dtcfdergisi/article/1043389 (erişim: 1 Kasım 2026).
[57] İsmail Özmen, Alevi Bektaşi Şiirleri Antolojisi, Saypa Yayın Dağıtım, Ankara 1995,c.II., s. 355.
[58] Mustafa Ayhan, Geçmişten Geleceğe Etonya ve Hüseyinabad, Alaca: Alaca Kaymakamlığı, 2002, s. 181.
[59] Evliya Çelebi Seyahatnâmesi, (haz. R. Dankoff – Seyit Ali Kahraman – Yücel Dağlı), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2006, c. 1, s. 430
[60] Behçet Kemal Çağlar, Battal Gazi Destanı, Ak Yayınları, İstanbul 1968, s. 152.
[61] İlyas Küçükcan, Nacolea’dan Seyitgazi’ye Seyyid Battal Gazi Külliyesi ve Vakfı. Seyyid Battal Gazi Vakfı Yayını, Eskişehir 1984, s. 65.
[62] Küçükcan 1984, s. 65.
[63] Sadettin Nüzhet Ergun, Bektaşî Şairleri ve Nefesleri, Kenan Matbaası, İstanbul 1944, C. II. s. 49; Vasfi Mahir Kocatürk, Tekke Şiiri Antolojisi (Türk Edebiyatında Dinî ve Tasavvufî Şiirler), Ayyıldız Matbaası, Ankara 1968, s. 88. Kocatürk, Pîr Mehmed’in 18. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış, Pir Sultanoğlu olduğunu yazar.
[64] Mustafa Özçelik, Battal Gazi, Nar Yayınları, İstanbul 2013, s. 230.
[65] Mustafa Özçelik, 2013, s. 231.
[66] Mustafa Özçelik, 2013, s. 237.
[67] Muharram Kubat, Yaşamın İçinden Şiirler, İlyas Küçükcan Yayınevi, Eskişehir 2006, s. 16-18.

