
Tasavvufun günümüzde savunduğu yerde uğrunda zulme uğrayanların sembol ismi haline gelmiş olan Hallâc-ı Mansur, İslam coğrafyasında yer alan İran bölgesinde (d.857) doğmuş, gençliği Abbasi imparatorluğunun baskıları sonucu mezhep çatışmaları ve isyanlar arasında geçmiştir. İşte bu isyanlardan biri ve en büyüğü Basra’da gerçekleşen Zenc İsyanı’dır (869-883). İşgaller arasında sunulan köleler Abbasilerin yandaşlarına dağıtılan Basra bölgeleri kötü koşullar altında karın tokluğuna çalıştırılıyor, toprak sahipleri tarafından büyük zulüm görüyorlardı. Yaşanan zulme karşı bu isyan Hz. Ali soyundan olduğunu söyleyen Ali b. Muhammed’in liderliğinde, Hallâc’ı Mansur’un ve “daisi” olduğu iddia edilen Karmatilerin içinde yer aldığı çok geniş bir kesim tarafından desteklenmiştir. Dört yıl süren Zenc isyanı kanlı bir şekilde bastırıldıktan sonra Karmatiler harekete geçti. 891’e gelindiğinde Karmatı hareketi yetiştirdikleri ve görevlendirdikleri dailerle İslam İmparatorluğu’nun hakimiyetini kurduğu çok geniş bir coğrafyada “Darü’l-Hicre”ler kurarak köle, mavali, zavallı köylü, küçük esnaf sanatkârları kardeşlik, özgürlük (mal birliği), özgürlüğün birleştirilmesiyle Sünni şeriatını temsil eden Abbasileri hedefleniyordu. Hallâc-ı Mansur, bölgede ezilen sömürülen kitleleri Abbasi despotluğuna karşı uyarmaya uğraşmak için Sus’ta tutuklanmadan önce (913), Bağdat’ta sekiz yıl gözetim altında tutulan Hallâcı Mansur burada da boş durmamış yazdığı kitaplarla Abbasi zulmüne karşı insanları uyarma görevini sürdürmüştü. Abbasiler, iktidarları için tehlike görüldüğünde Hallâc-ı Mansur’u 922’de uyduruk mahkeme kurularak Tasavvufun en dinamiği olan Varlığın-Birliği (vahdet-i vücut) öğrendiğinde “Ben Hakikatim” (Enel-Hak) İslam şeriatına maruz kaldığı önemli idam edildi.
Yorum yaz